UYARI

DESTEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ... CLICK HERE TO SUPPORT.

Antartika'daki Gizem

Paranormal Olaylar, Antartika'daki Gizem 

2000 yılı aralık ayına ait bir rapor 
Antarktika'daki McMurdo istasyonundan bir kişinin karışıklık çıkardığı ve bir UFO'nun Antarktika'ya indiği dedikodularını yaydığı yönündeydi. Hatta McMurdo'nun üzerinde uçan bir uzay gemisinden bahseden bir afiş elden ele yayılıyordu. Ve söylendiğine göre sorumlu kişiler ilk uçakla kıtadan sınırdışı edilmişti. Fakat tuhaf olan, aralarında Vostok anormalliğinin tespit edildiği bölgenin üzerinde olağanüstü geometrik kum tepeleri keşfeden bir Rus bilim adamınında olduğu , en az 3 bilim adamı son iki sene içerisinde Antarktika'da ölmüştü. Bir başka tuhaflıkta ölen kişilerin hepsinin 30-40 yaşlarında genç erkekler oluşuydu ve rapor edilmemiş oluşuydu.

JPL'nin basın duyurusu, henüz raporun doğruluğunun kanıtlanmadığı ve tuhaf olayların güney bölgesinde hala devam ettiği yönündeydi. Olay ilk olarak Güney kutbundaki bir doktor (Amundson-Scott istasyonu) tarafından rapor edilmişti ve bugüne kadar eşi görülmemiş bir biçimde hava yoluyla nakliyeye ihtiyaç olduğunu belirtmesiyle ortaya çıkıyor. Safra kesesi taşıyla ilgili bir komplikasyondan ötürü ! Ardından tesadüf eseri, başka raporlarda su yüzüne çıkıyor. 4 tıbbi olay daha yaşanıyor ve yine daha önce yaşanmamış biçimde nakliyelere ihtiyaç duyuluyor, McMurdo istasyonundan, kıtadaki en büyük Amerikan üssünden. Ölümler rapor edilmeden önce , olağanüstü bir tıbbı durum yaşanıyor. Halk arasındaki söylentiler Yeni Zelanda'dan gelen birinin kendisiyle beraber getirdiği bir enfeksiyonu, dış dünyadan izole durumda yaşayan kıtadaki kişilere bulaştırdığı şeklinde.

Fakat bu olanaksız gözüküyor. Çünkü Antarktika'ya gitmek isteyen kişiler tüm bu kontrollerden geçmeden gidiş izni alamıyorlar. Birkaç gün karantinada bulunduruluyorlar ve yanlarında getirebilecekleri bir enfeksiyon olmadığından emin olunuyor. Ayrıca Antarktika'nın çevresel şartları virüsler ve diğer mikrobik yaşam formları için dayanılması olanaksız bir ortam sunuyor ve kıta genelindeki soğuk nedeniyle yok oluyorlar. Hatta Antarktika'da hiç kimsenin grip olmayacağını söyleyebiliriz.

Peki ne olmuş olabilir? İki olasılık düşünülebilir,

Birincisi, özel bir proje ile tüm bilimsel ve çevresel ilkelere ters düşecek bir şekilde, buz delinerek Vostok gölündeki ekosisteme ulaşıldı. Ve projeyle ilgili kişiler , 13 bin ila milyonlarca yıldır buz içinde kalmış mikro-organizmalara karşı karşıya kaldılar. Ve daha sonra, ilk olarak 4 olağanüstü tıbbı durum, 5 olarak değiştirilir... şimdi ise 12 McMurdo personeli tıbbi nedenle tahliyeye ihtiyaç duyar Antarktika'nın kış zamanında. Bu tehlikeli virüs merkezin kış mevsimindeki personeline yayılmaktadır ve merkezin tıbbi yeteneklerine rağmen kontrol altında tutulamamıştır. Ama daha da ilginci, rahatsızlanan kişiler araştırma görevlileri veya uzun dönem destek personeline değil, Raytheon şirketine ait çalışanlardır. Amerikan hükümetinin dünya çapında yürüttüğü programlarında bulunan bir high-tech şirketi.

Eğer bu olasılık doğruysa, bu gizli programlardan biri fiyaskoyla sonuçlanmış olur. Amundson-Scott merkezinin raporundaki bir başka noktada, doktorun tuz stoklarının azaldığını söyleyerek tuz getirilmesi gerektiğini söylemesi. Hatta gelecek olan ekibe, "ceplerini dahi tuz paketleriyle doldurmalarını önermesiydi" , kurtarma helikopterinde hiç yer yokmuş gibi!

Tuz, Antarktika'da hayatta kalmak için çok önemli bir gereklilik. Hava çok kuru olduğundan , yeterli tuz stoğu olmaması halinde, dış ortamdaki bir insan mineral ve su kaybı nedeniyle ölecektir. Buda gösteriyorki, bunca yıldır açık olan bu üs, bir sonraki erzak uçağı gelene dek ne kadar tuz stoklaması gerektiğini biliyor olmalıydı. Peki nasıl olduda aniden tuzsuz kaldılar?

Belki özel bir durum yaşadılar ve belki de Raytheon'dan gelen uzmanlar ve mühendisler planlanandan daha fazla süre dışarda kaldılar ,dondurucu rüzgarların içinde buzu kazmak için saatler ve saatler harcadılar ve normalden fazla tuz harcamak zorunda kaldılar.

Bu ani olay ve tehlike için diğer olasılık ise, Raytheon personeli Vostok'un altındaki gizli kazılarında gerçekten birşey buldular. Ve yanlarında götürerek daha derin incelemek istediler. Ve salgını Yeni Zelanda'dan gelen büyük kargo uçağı C-130'un McMurdo'yu ziyaretini ve çok önemli birşeyi kıtadan götürüşlerini gizlemek için kullandılar. Birkaç basit ima ve internet üzerinde yayılmasını beklemek yeterliydi.

Arthur C. Clarke'ın "2001 - Uzay Serüveni."

Bu ilginç senaryo, izole edilmiş bir yerde keşfedilen bir manyetik anormalliği, gizli bir kazıyı ve çok eski bir yapının ortaya çıkarılışı, gizli çalışmanın bir salgın hastalıkla üstünün örtülmesi'ni içeriyor. Hepsi Clarke ın hikayesinde mevcut. Tek fark olayın geçtiği yerde çıkıyor, Antarktika'nın yerine Ay. Belkide Clarke 30 yıl önce yazdığı bu hikayesinde birşeyler biliyordu.....
Devamını Oku

Darağacındaki İlk Kadının 82 Yıllık Sırrı


Köyünde Tokalı olarak anılan Fatmana, ibret olsun diye kalabalık önünde böyle idam edildi
TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olarak tarihe geçen Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünden Hasan Kızı Fatma’nın, üç kadınla birlikte işlediği akıl almaz cinayetin 82 yıllık sırrının peşine düştük. Karşımıza "bir zamanların Anadolusu"ndan trajik bir insanlık öyküsü çıktı...
TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olarak tarihe geçen Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünden Hasan Kızı Fatma’nın, üç kadınla birlikte işlediği akıl almaz cinayetin 82 yıllık sırrının peşine düştük. İşte ilk kez yayınlanan fotoğraf ve anlatımlarla bir zamanların Anadolu’sundan trajik bir insanlık öyküsü…
Türkiye yeniden idamı tartışırken
Türkiye'de mahkemeler tarafından verilen idam cezaları 1984 yılından bu yana TBMM tarafından onaylanmadığı için infaz edilemiyor. 2002 yılında, savaş ve çok yakın savaş ve terör suçları dışındaki suçlar için idamı kaldıran Türkiye, 2006 yılında çıkartılan 5218 sayılı kanunla idamı tüm suçlar için tamamen kaldırdı. Ancak Kasım ayı başında Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarıyla yeniden alevlenen idam tartışmaları, Türkiye’nin gündemine oturdu. Başbakan Erdoğan’ın, terör ve ölüme sebebiyet verme kapsamındaki suçlarda idamı tartışmanın mümkün olabileceği yönündeki açıklamalarının ardından Radikal Gazetesi’nden Tarık Işık, 1920’den, idamın fiili olarak kaldırıldığı 1984 yılına kadar Meclis tarafından onaylanan ve infazı gerçekleştirilen 712 idam kararının 15’inin kadınlar için verildiğini gündeme getirmişti.
Darağacındaki ilk kadının 82 yıllık sırrı
TBMM kararıyla idam edilen ilk kadın olarak tarihe geçen Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı Darıbükü köyünden Hasan Kızı Fatma’nın kısa hikayesinin de yer aldığı Radikal’in haberinde, genç kadını darağacına götüren suçun, “20’lik altın ve tarla karşılığı aynı köyden Eşref’in Hanife’yle evlenmesini temin etmek amacıyla Eşref’in karısı Ümmüşani’yi öldürmek” olduğu bilgisine yer verildi.
Darıbükü köyünde idama götüren cinayetin izini sürdük
Ancak bu trajik cinayetin altında Anadolu’nun yakın tarihinde yaşanan ve bugün bile yüzleşmekten kaçınılan bir insanlık dramının olduğu ortaya çıktı. Cumhuriyet tarihinin idam edilen ilk kadını olarak tarihe geçen Hasan kızı Fatmana’yı darağacına götüren hikayeyi öğrenmek için gittiğimiz Isparta’nın Darıbükü köyünde konuştuğumuz yaşlı köylüler, savaşların parçaladığı Anadolu halkının yaşadığı dramı anlattı.
Eşref'in karısını baltayla Köprüçay'a attılar
Darıbükü köyünün Kürüz Mahallesi’nde yaşayan 85 yaşındaki Mehmet Demirbaş, seferberlik yıllarında köylerindeki erkeklerin çoğunluğunun dört cephede sürdürülen savaşların ardından şehit düşerek geri dönmediğini belirterek, Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan acı olayı “köyün erkekleri hep askere gidince geride kalan kadınların yaşamları zorlaşmış. Köyden üç kadın aralarında anlaşarak kocası olan birer tane kadını ködürüp kocalarıyla evlenmeyi planlamışlar. İlk önce Eşref adındaki adamın Taylak adıyla anılan karısını öldürmüşler ve cesedini harara koyarak nehre atmışlar” sözleriyle anlattı.
Savaşa giden erkekler geri dönmedi
Darıbükü köyünde konuştuğumuz köylüler, 1900 yılı doğumlu olan Eşref’in, kocası seferberlikte şehit düşen Taylak lakaplı Ümmüşani ile evlendiğini ve bir kız çocuklarının olduğunu söylüyor. Ancak köyün erkekleri milli mücadele döneminde yeniden savaşa gidince köyde kalan az sayıdaki erkekten biri olan Eşref’le evlenebilmek için aralarında anlaşan, Hanife, Fatmana ve Kınalı lakaplı bir başka kadının, bu düşüncelerine engel olarak gördükleri Eşref’in karısı Ümmüşani’yi öldürmek için bir plan yaparlar. Bu plana göre Ümmüşani’yi Kınalı’nın evine davet eden üç kadın, bir süre sohbet ettikten sonra namaz kılmak için evine dönmek isteyen Ümmüşani’yi “namazını burada kılabilirsin” diye ikna ederler.
Cesedi çuvala koyup ahıra gömdüler
Bu acı olayı büyüklerinden dinleyen Darıbükü köyünden 70 yaşındaki Sefer Cengiz, sonrasında yaşananları şöyle anlatıyor: “ikindi namazını kılarken üç kadın baltayla genç kadının başını keserek öldürürler. Öldürdükleri Taylak'ın cesedini evin altında bulunan ahırın hayvan gübrelerinin içine gömerler. Cinayete ortak olan kadınlardan Kınalı'nın 5-6 yaşlarındaki çocuğu Hasan Ali, bir haftadır ahırdaki gübrelerin arasında duran Taylak'ın cesedinden yayılan ağır kokuyu fark ederek annesine durumu bildirir. Annesi ise çocuğu susturur. Ahırdaki cesedin daha fazla burada kalamayacağını anlayan üç kadın, cesedi harar adı verilen büyükçe bir çuvala doldurup köyün birkaç kilometre uzağında bulunan samanlığın önüne bırakmak için harekete geçerler. Amaçları öldürdükleri kadının saman çalarken yakalanarak bir cinayete kurban gittiği izlenimi vererek bu işten sıyrılmaktır. Köylülerin iddiasına göre öldürülen Ümmüşani’nin kocası Eşref’in de bu cinayetten önceden haberi vardır.”
idam_yeni.jpg
Cinayetten sonra komşuları kontrol ettiler
Cinayetin işlendiği gece kadınlar çevredeki evleri gezerek komşuların durumlarını kontrol ederler. O sırada beşikteki çocuğunu emziren komşulardan Gülsüm gelin, "of Allah’ım" diyerek inler. Bu ses karşısında paniğe kapılan Kınalı, "ne oldu Gülsüm gelin" diye bağırır. Gülsüm gelinden "yok bir şey, çocuğumu emzirirken yaslandığım kolum ağrıdı, ondan inledim" yanıtını duyunca da rahatlar.
Dolunaylı gecede cesedi Köprüçay'a attılar
Eşref ve üç kadın, içinde Ümmüşani’nin cesedi bulunan çuvalı güçlükle taşıyarak tahta köprüye kadar getirirler. Köylülerin anlattığına göre o gün ayın 15’idir ve dolunay bütün vadiyi aydınlatmaktadır. Köprünün karşısındaki patikadan gelen iki kişi, gördükleri manzaradan kuşkuya düşerler. İçlerinden biri kuşkusunu gidermek için çuvalı eliyle yoklar ve içinde bir ceset olduğundan kuşkulanır. Köy odasında Darıbükü köylülerine gördüklerini anlatan iki kişinin kendilerini görmesiyle planları altüst olan Eşref ve üç kadın, cesedin bulunduğu çuvalı Çataltaş denilen bölgeden Köprüçay’ın sularına bırakırlar.
Eşref ve üç kadın cesedin peşinden koştu
Sefer Cengiz bundan sonrasını şöyle anlatıyor: “cesede bağladıkları taş kayalara takılıp düşmüş. Taylak’ın cesedini nehir sürükleyerek götürmeye başlamış. Eşref ve üç kadın da telaşla nehir kıyısından cesedi takip ederek koşmaya başlamışlar. Nehir bir süre sonra cesedi Çatak deresinin kavuştuğu yerde kıyıya atmış. Eşref ve kadınlar da etrafı kontrol ederek Taylak’ın cesedini kumların arasına gömmüşler.”
"Yengen nerede Murtaza?" sorusu cinayeti çözdü
Eşref ve üç kadın, bir süre sessizliklerini korurlar. Ancak bu vahşi cinayetin ortaya çıkması fazla gecikmez. Köylülerin ifadesine göre, Eşref’in ikizi olan Murtaza adında ‘yarım akıllı’ bir kardeşi vardır. Köyün ileri gelenlerinden Nasreddin adında biri, Murtaza’ya “yengen görünmüyor, nerede acaba?” diye sorar ve ardından, “kardeşin Eşref’i evlendirelim artık” diye de ekleyince Murtaza,“yengem gideceği yere çoktan gitti” diyerek haberdar olduğu bu vahşi cinayetle ilgili bildiği ne varsa anlatınca olay böylece ortaya çıkar. Bunun üzerine köylüler Çatak deresinin kumlarına gömülü cesedi buraya yaptıkları derme çatma mezara naklederler.
yeni_mezar.jpg
"Ak ellerimle ben vurdum hakim bey!"
Adli makamlara yansıyan bu cinayeti, Tokalı lakaplı Hasan Kızı Fatmana üstlenir. Isparta Ağır Cezaevi’ne konulan Fatmana, idamla yargılandığı davanın ardından 14 Aralık 1931 günü halkın gözü önünde cezaevi yakınında bulunan Tuzpazarında asıldığında, TBMM kararıyla Cumhuriyet tarihinde idam edilen ilk kadın olarak kayıtlara geçer. Köylüler, Hakim'in güzel bir kadın olduğu söylenen Fatmana'yı asmaya kıyamadığını ve onu ‘ipten’ kurtarmanın yollarını aradığını söylüyor. Hakim'in, "kızım bu cinayeti sen işlememiş olabilir misin?" sorusuna, "hayır Hakim Bey, Allah'ın aşkına doğruyu söylüyorum, ak ellerimle ben vurdum" yanıtını veriyor. Bunun üzerine Hakim kalemini kırıyor ve Fatma'yı idam sehpasına götüren yolculuk başlıyor. Halkın gözü önünde darağacına asılan Fatmana’nın son sözü "Allah affetsin" olur.
Ümmüşani bir kez daha gömülecek
Savaşın parçaladığı bir toplumun kırsalında Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan bu dramatik insanlık öyküsünün kahramanlarından biri olan Ümmüşani’nin mezarının bulunduğu yer 82 yıldır Darıbükü köylülerince Taylak’ın mezarı olarak anılır. Tek başına bir çam ağacının dibinde gömülü olan Ümmüşani’nin mezarı, kısa süre sonra bölgede inşa edilecek olan Kasımlar Barajı ve HES projesinin suları altında kalarak bir kez daha gömülecek. Böylece bölgenin coğrafyasıyla birlikte yaşanmış acı tatlı insan yaşanmışlıkları da tarihten silinecek...
İdam fotoğrafları: Abdurrahman Kökdoğan arşivinden alınmıştır
Devamını Oku

Acıdan Hoşlanarak Yapılan Tattoolar










Devamını Oku